Akrep ile yelkovan

Karanlık bir geceden geriye dönüp baktığımda
düşünüyorum da ne kadar çok yitirmiş ve ne kadar çok
bulmuşum seni...

Bir sen özgürlüğü seçmişsin bir
ben...

Bir ben alışmaktan korkmuş ve kaçmışım bir
sen...

Hiç sıkılmadan ne kadar uzun yıllar
oynayabilmişiz bu oyunu...

Mutluluğa gösteremediğimiz
tüm sabırlarımızı tüketivermişiz hüzünlerimiz
uğruna...

Birbirimize karşı işlediğimiz ihanet
suçlarının hiçbirini işlememişiz bu oyuna karşı...

Hep
yarım kalmış ve hep devam etmiş hikayemiz... Hep devam
etmiş akrep ve yelkovanın hikayesi...

     ......

     Bir erkeği anlatır yelkovan...

Hep, bir yerlere veya
bir şeylere geç kalmak üzereymiş gibi koşuşturan, hep,
günlük bile değil “saatlik” yaşayan bir erkeği...

Gözü
sadece önündeki yaşanmamışlardadır, geçmişte kalanları
silip atmaya çalışır sadece...

O, akrep gibi
değildir...

Akrep, tüm hayatı küçük ve sevimli bir
kaplumbağa gibi yavaş yavaş yaşar...

Her anı
değerlidir...

O bir nefes aldığında, bir adım
attığında çok insan için bir sevişme başlayıp bitmiş
olur belki ama o, her şeye rağmen doğru erkeği
bekleyen bir kadındır...

*

     Her hangi bir saatin içinde kesişir yolları...

Bir
süre aynı odanın içinde birbirlerinden habersiz
yaşarlar belki...

Ama er ya da geç tanışma vakti gelir
ve (Havva’nın Adem’den başka seçeneği olmadığını
anladığında yaptığı gibi ) aşık olur akrep, erkeğe...

Yelkovanın da çok zamanını almaz (Adem’in yalnız
kalmamanın nasıl bir şey olduğunu öğrenebilmek için
Havva’yı istemesi gibi) kadınına aşık olması...

     Geçmişin bugüne bıraktığı en değişmez ve en katı
kurallı oyunudur aşk ve oynarlar bu oyunu tüm
alışıldık kurallarıyla...

Tek vücutlardır artık...
“Saat on iki olmuş”, der insanlardan biri diğerine,
artık uyku vakti geldi...”

” Anne saat altı buçuk,
pembe dizin başlamış...

” Sessiz sedasız sürer aşkları,
hayatın zamana endekslenmiş tüm sıradanlıklarına
inat...

Sonra her aşkta olduğu gibi onların da
sıradanlaşır hayatları...

Heyecanlar yerlerini
alışmışlıklara bırakırlar...

Ve aşkın en acımasız
kuralı gösterir kendini saklandığı yerden... Zaman
eskitir sevgileri...

     Adam, arkasına bile bakmadan çeker gider ve yalnız
bırakır akrebi uçsuz bucaksız gibi görünen kapkaranlık
bir gecenin orta yerinde...

Kadın ağlar, mendiller
tükenir...

Kadın aşktan nefret eder, sözler verir
kendi kendine gelecekte yapmayacaklarına dair,
kapılarda bırakılmışlığın verdiği kimsesiz öfkelerini
kusarak...

Akrep bir daha kimseye güvenmeyeceğini
söyler defalarca benliğine... Uçlarda yaşamaya
başlar...

Ya ağlar saatlerce ya da gülmeye başlar
birden olur olmaz her şeye...

Ya yemeğe verir kendini,
bir zamanlar yelkovanına daha akrepsi görünebilmek
için savaş verdiği tüm rejimlere inat, ya da bir lokma
geçmez, erkeğin giderken bıraktığı sözlerin saplanıp
kaldığı boğazından...

Ya insanlardan nefret etmeye
başlar ya da aşık olur önüne ilk çıkan yelkovana...

     Kadınının “ne olur gitme”lerine tıkamıştır
kulaklarını yelkovan...

Akrebe yapamadığı açıklamalar
ardı ardına geçer aklından...

“Aşk heyecandır, aşk
dokunmaktır, hem doktorlar ne diyor en uzun aşk bile
üç yıl sürermiş...

” Daha güçlü görünmek için söylenen
bu zehirli yalanlar, içindeki tüm acıma yetilerini de
alır erkeğin...

Geriye dönüş yolunu tıkamıştır çoktan
yeni heyecanlara koşma isteği...

Yelkovan için,
kadınının aksine, tek bir seçenek vardır...

Önüne
çıkan ilk akrebe boyun eğecek, ilk heyecanın, ilk
duygusuz sevişmenin adını aşk koyacaktır...

     Aynı saatin içinde dönüp dolaşan her akrep ve her
yelkovanın kaderleri, saatlerle ölçülen zamana göre
bir saat, aşka göre ise birkaç yabancı sevişme
sonrasında tekrar kesişir çünkü bazı insanlar sadece
birbirleri için yaratılmıştır...

Köşeden dönüverir
birden erkek, göz göze gelirler...

O an hiçbir yazarın
kaleme alamayacağı kadar çok düşünce, hiçbir kalp
çarpmasının hissedilemeyeceği kadar bir hızda geçer
gider akıllarından...

Sonra birden bir “merhaba”
dökülüverir birinin dudaklarından...

Kimin söylediği
önemli değildir o an, tek düşündükleri birbirlerine
hala eskisi kadar “tanıdık” olduklarıdır...

Birden
birleşiverir bedenleri...

Meğer ne kadar sıcakmış o
hala, ne kadar özlemişlermiş meğer birbirlerini...

     Aynı saatin içinde biten her aşk, saatlerle ölçülen
zamana göre bir saat, aşka göre ise birkaç yabancı
sevişme sonrasında tekrar başlar çünkü bazı insanlar
sadece birbirleri için yaratılmıştır...

Zaman hiçbir
acıyı unutturamaz belki, ama, o an her şeye rağmen
mutlu oldukları gerçeğini görebilecekleri kadar
eskitir...

Yeniden birlikte olabilmek o kadar güzeldir
ki...

O kadar güzeldir ki unutulmaya yüz tutmuş tüm
sevmeleri yeniden hatırlamak, yeniden aynı şarkıları
beraber dinleyebilmek ve kitaplıklarında hala aynı
kitapların olduğunu fark etmek...

Mutludurlar... Çünkü
güzel olan hiçbir şeyin değişmediğini görmeye
çalışmak, başarısız olana dek, aşkın en zevkli ve en
mutlu oyunudur...

     Ama aynı saatin içinde yeniden başlayan her aşk,
saatlerle ölçülen zamana göre bir dakika, aşka göre
ise birçok duygulu sevişme sonrasında tekrar biter
çünkü bazı acılar sadece, aynı insanların mutlaka
tekrar yaşamaları için yaratılmıştır...

Zaman hiçbir
seviyi unutturamaz belki, ama sadece; eski acıların
ölmediğini, yalnızca halının altına aceleyle
atılıverdiğini ve her an hatırlanmaya hazır olduğunu
gördükleri ana kadar güzel kalmasına izin verir...
Yeniden acıtılmak o kadar kötüdür ki...

O kadar
kötüdür ki unutulmaya yüz tutmuş tüm kavgaları yeniden
yapmak, hayatlarındaki her şeye yeniden alışmak...
Mutsuzdurlar...

Çünkü halının altına aceleyle atılan
hiçbir acının yok olmadığını görmek ve tüm
alışmışlıklara yeniden “merhaba” demek aşkın en acıtan
oyunudur...

     Her şey sıralı ve kurallı bir döngü içinde devam
eder...

Tekrar başlar aşklar, yeniden biter ama akrep
ve yelkovanın hikayesi aşka dair bitmeyecek tek
hikayedir; zaman, bir gün saat tam on ikiyi
gösterdiğinde durmadıkça...

     ......

     Karanlık bir geceden geriye dönüp baktığımda
düşünüyorum da ne kadar çok yitirmiş ve ne kadar çok
bulmuşum seni...

Bir sen özgürlüğü seçmişsin bir
ben...

Bir ben alışmaktan korkmuş ve kaçmışım bir
sen...

Hiç sıkılmadan ne kadar uzun yıllar
oynayabilmişiz bu akrep ve yelkovan oyununu...

     Şimdi sonu gelmeli bu oyunun...

İkimiz de sıkılmadık
mı geçmişten kalma öykülerimiz yüzünden yarına
bakamamaktan...

     Şimdi bitirmelisin bu oyunu...

 Ya bekle zamanın
duracağı günü bu sonu gelmeyen ayrılık ve
kavuşmalarla, ya da çıkar bu saatin pillerini saat tam
on ikiyi vurduğunda...

Yorum Yaz