26/8/2009 · Kategori: edebiyat

 

 

  

 

 

 

 

 

Gönderdiğin ıslanmış mektubu aldım.

Kelimeler dağılmıştı

harfler birbirine girmişti. Islanmıştı kâğıt seninle ağlamıştı.

 Kelimelerin ıslak ve yağmur tadındaydı.

Virgülden sonra süzülecek noktanın ardından düşecek gibiydi...

 

 


Ya ağlarken yazmıştın mektubu,

Ya da yazarken ağlatmıştı harfler.

Ama tutmak isterdim gözyaşını akmasın diye

Ya da tutunmak gözyaşına ve birlikte düşmek yanağından boşluğa.

Boşluğun ardında yokluk var ve damla damla senden uzaklaşmak.

Senin yanağından kopan bir damla olmanın ötesinde senden kopmak var...

 

 


Dayanır mı sandın buna yürek.

Bir damla yaş mıdır sadece yanağından süzülen

Yüreğinin bütün ateşini taşımaz mı sandın o gözyaşı.

Ve ona tutunmaya kalkan beni ateşlere yakmazmı sandın.

Gözlerinin renginde akar sanırdım gözyaşını ve tadı deniz tadında.

Bilirsin denizleri ne kadar sevdiğimi ama nedenini de bugün öğren istersen...

 

 


Denizleri sevişimin tek sebebi bana yüreğini getiriyor oluşudur.

Yüreğin gibi sonsuzluğu çağırıyor oluşu.

Deniz sen varsın diye denizdir.

Seni hatırlattığı için sevgilidir...

 

 


Gözyaşını ne tutabildim ne dokunabildim ne de tadabildim.

Bir damla gözyaşı böyle mi yakarmış, bildim ve yandım.

Ama senden ayrı kalmamak adına boşluğa düşmemek adına

yanmaya razı olup; yanağındayken tutmak isterdim yine de o gözyaşını...

 

 


Ve şimdi susmak istiyorum çünkü içim acıyor.

Sade içim değil ruhumda acıyor.

Eline bir gonca gülü alıpta saatlerce ağlayan insanlar görmüştüm.

Ve onlara belki de gülmüştüm.

Bir selam geldi diye sevgiliden saatlerce çocuklar gibi sevinenler görmüş gülmüştüm; deli bunlar diye...

Gülünen şey; başa gelen şey olurmuş bildim şimdi...

 

 


Ne acılar yaşamış direnmiştim.

Ne fırtınalar görmüş yıkılmamıştım.

Yıllarca yaşamış yaşlanmamıştım.

Ne yangınlardan geçmiş yanmamıştım

Yansamda külümden güller yetiştirmesini bilmiştim.

Bir damla gözyaşına yenik düştüm işte...

 

 


Şimdi fırtınalar terletir acılar haz verir hep.

Hep içimin bir yerinde bu durumdan zevk alır daha fazlasını isterim.

"Aşk" denilen şey; belki de bunun adıdır bilmiyorum.

Bir balık denizi nasıl tarif etsin ki hem.

Artık denizlerin tadını boğazıma kaçan sularından biliyorum.

 Birde gözyaşının tadını bilmek istiyordum denizlere ne kadar benziyor diye...

 

 


Ama gel görki tutamadım ki tadabileyim.

Tutunamadım ki arınayım.

Bir fırtınadan özgebir yangından daha yanıkbir çığlıktan

daha acıymış bir damla gözyaşı.

Ve ben şimdi acılara ve yıllara yenik düşmedim de; bir damla

gözyaşına yenik düştüm.

Gel... gel de gör beni...

 

 


Cümlenin sonuna koyduğun o noktaya uzun uzun bir daha

baktım.

Yağmurdan sonrasına benzer, bir toprak kokusu kapladı her yanı.

Ama sen duyamayacaktın bu kokuyu; çünkü gözyaşından

yangınlar çıkarmak telaşındaydın.

Ve o yangınlarla birlikte yüreğimi yakmak çabasındaydın.

Şimdi bekle bir gün gözyaşı şişelerini alıp yollara düşersem.

 Elimide gönlüm gibi ateşe dayanabilir hale getirirsem bekle işte

o zaman geleceğim...




Bilal Tırnakçı

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

22/11/2008 · Kategori: siirler

Sen yoksun ya,

Geceler, bir başka giyiyor siyahını,

Gecenin o siyah karanlığında,

Sürükleniyorum bir bilinmeze doğru.

Sensizliğinin şehrinde.

Sen yoksun ya;

Bir yanım eksik,

Tek parçasını yitirmiş yap boz gibi.

Sen yoksun ya,

İnat ediyor saatteki yelkovan,

Durdu sanki, dönmek bilmiyor.

Sen yoksun ya,

Suskularda tüm şehir

Geceler ıssız ,geceler sessiz ,

Geceler karanlık, geceler sensiz.

Sen yoksun ya;

Denizler suskun

Bir gelip gitmiyor, o çılgın deli dalgalar,

Esmiyor o deli rüzgar, uçmuyor martılar…

Sen yoksun ya,

Hüzün sarar dört bir yanımı,

Hüzünler içinde ben,

İçimde bir yerlerde saklı olan sen.

Sen yoksun ya

Senli şarkılar hep yarım

Senli şiirler eksik…

Sensiz nasılda boş iskele…

Sensiz nasılda sessiz mavnalar

Bende sonsuz sensizlik var….

Sen yoksun ya;

Ne kadarda tenha şehir,

Ne kadarda karanlık ve ıssız sokaklar,

Ne kadarda yıldızsız ,

Sessiz ve sensiz geceler….

Sen yoksun ya;

Bu gece

Bir başka giymiş siyahını.

Yelkovan düşerken,

Zaman dururken,

Ve akrep vurulurken,

Bir yıldız kaydı, gecenin karanlığından….

Feridun Erdoğan.
"ismini koyamdığımsın günlerdir düşündüğüm,özlediğim hasretini cektiğimsin ama; ismini koyamadığımsın işte belkide koymak istemediğim zira; ismi konulmuş sevgilerin yitikliği korkutur beni yitik bir sevdanın geri dönüşüsün belki belkide kandırıyorum kendimi seninlee o kadar cok belki var ki ....belki bedenimin arkadaşısın sadece kimbilir koca bir yalandır hepsi belkide bildiğim derin sevdiğimsin sadece derin yani dost kadar derin öylesine derin ki gürültün ruhumun en kuytu köşesinde ve bu gürültü uyutmuyor gecelerce belki aşktır yaşadıgım yıllar sonra .......aşksa bu BİLKİ İMKANSIZA EMANETTT sevdiğimsin sadece sevdiğim niyetsiz sebepsiz çokca sevdigim istemiyorum ellerini tutmak tenini hissetmek saçlarına dokunmak sarılmak istemiyorum sevmek sadece sevmek istiyorum seni ben seni hiçbirşey gibi seviyorum yani aslında herşey gibi belkide belkide belkide."

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

27/10/2008 · Kategori: edebiyat

Sen akrep olsan ben yelkovan
Ve sevdam sende oyunu oynasak
Kaçan sen olsan kovalayan ben
Hep ben sana koşsam, seni yakalayıp
Sevdam sende desem ,
Sevdam sende desen.
Fısıldasam kulağına seni sevdiğimi,
Koklasam, okşasam saçlarını,
Öpünce dudaklarını
Bahar olup açsan çiçeklerini
Seviyorum seni desen,
Seviyorum seni desem
Sen yine kaçsan.
Yine ben seni kovalasam
Hiç bitmek bilmese bu oyun
Akrep hiç durmasa
Yelkovan hiç yorulmasa.
Sen akrep olsan ben yelkovan
Her sana gelişte sevdam sende desem
Her öpüşte sevdam sende desen
Bitmese sevdam, tükenmese sevdan
Sen akrep olsan ben yelkovan….
Kovalayan ben kaçan sen olsan..

Feridun Erdoğan

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

12/10/2008 · Kategori: edebiyat

Bir gün başak tarlalarının arasında

Bakarken dalgın sonsuz ufka

Uzaklarda çok uzaklarda görürsen

Tanıdık bir kaç bulut bir kaç resim

Ne olur gülümse

Çocuksu sevdalarımı,

Umutlarımı yükledim

O bulutlara yağmur olup aksın diye

Gülüşlerini savur yüzüme

Umutlarım yeşerşin gülüşünle

Rüzgarım ol güneşim ol

Sevdam ol , aşkım ol

Ben sen olurken , sen ben ol

Yağdır gökyüzünde asılı duran bulutları

Yağmur olsun yağsın sokaklarına

Islatssın başak rengi saçlarını

Süzülsün yanaklarından dudaklarına,

Ben olup yağarken yağmur sokaklarına.....

Camlarına vuran her yağmur damlasının tınısı

Seni seviyorumlu şarkıları söylesin

Hiç susmasın şarkılar

Sesime ses versin rüzgarlar..

Ve bir ses duyuyorsan derinden

Ve bir el saçlarına dokunurken gizliden

Seni seviyorum yağmurları yağar kentine

Susuz toprağın suya hastreti gibi

Susuz bırakma kendini

Topraksız bırakma beni

Suyun toprağa hasreti

Toprağın suya hasreti

Ve hasretlerin bitmesi gibi.......................

 

Feridun Erdoğan.

10.Ekim 2008

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

10/10/2008 · Kategori: edebiyat

Günü gecelere bağlayan akşamlarda çok daha yalnızım şimdi...Ne koruyacak bir sığınak nede demir atacak limanım var. artık.Rotasını kaybetmiş gemi gibiyim rüzgar nereden eserse oraya vurmakta....Savrulmakta.... Ve susmalara teslim oluyor yüreğim.....Susuyorum oysaki ne çok bağırmak istiyorum çığlık çığlığa , ama susuyorum. Korkuyorum yüreğimi sana ihbar etmekten korkuyorum....Gözbebeklerimde asılı kalan gözlerini görmenden korkuyorum...

"Her gün senli bir sevdaya uyanıyorum

Benim gülüşlerimde sen

Gözlerimdeki parıltıda sen

Her şarkıda sen

Sensizliğin sesini dinliyorum..."

Ferdoğan

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

10/10/2008 · Kategori: edebiyat

 

 

 

Meger "O" sen halen uzulurken, baska limanlara demir atmis bile.. Sen hata yaptin sanarken, "O" seni aldatmis bile.. Dayan yuregim, sabret, elbet bu da gececek..

Beni guzel hatırla!
Bunlar son satırlar...
Farzet ki, bir ruzgardim, esip geçtim hayatından
ya da bir yagmur sel oldum sokagında
sonra toprak cekti suyu...
Kaybolup gittim, belki de bir ruya idim senin için.
Uyandın ve ben bittim...

Beni guzel hatırla!
Cunku; sevdim seni ben, herseyini...
Sana sırdas oldum, dost oldum,
koynumda agladın.
Yuzune vurmadım hicbir eksikligini,
beni uzdun, kınamadım.
Alisiktım vefasizliga, el oldun aldırmadım...

Beni guzel hatırla!
Sayfalarca mektup biraktim sana.
Siirler yazdim her gece, cogunu okutmadim.
Sakladim gunahini, sevabini icimde
sessizce gittim...
Senden oncekiler gibi sen de anlamadin.

Beni güzel hatırla!
Sana unutulmaz geceler biraktim
sana en yorgun sabahlar...
Gulusumu, gozlerimi, sonra sesimi biraktim.
En guzel siirleri okudum gozlerine baka baka,
soylenmemiş "Merhaba"lar sakladım her koseye
vedalar bıraktım duraklarda.
Ne ararsan bir sevdanin icinde
fazlasiyla biraktim ardimda.

Beni guzel hatirla!
Dizlerimde uyudugunu dusun,
sacini oksadigimi, usuyen ellerini isittigimi,
mutlu oldugun anlari getir gozunun onune.
Alnından optugum dakikaları...
Birazdan kapini calan kisi olabilecegimi dusun
Şasirtmayi severim biliyorsun.
Bu da sana son surprizim olsun.
Simdi, seninle yasanan gunleri atese veriyorum
beni guzel hatırla.
Gidiyorum...

O.V.Kanik


Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

7/10/2008 · Kategori: edebiyat

Kişilerin birbirlerini  görmeden, tanımadan ve sadece "hissederek" yürüttüğü dostluk ilişkisi  sanalda ,yaşamımızdaki diğer ilişkilerden çok farklı gelişiyor..

Gerçek yaşamda önce fizikleriyle, giyim kuşamlarıyla, sonra da fikirleriyle ve yaşam görüşleriyle, zihinleriyle tanışırız insanların..

Sanal ortamda, önce fikirler ve görüşler ön plandadır, birbirimizi zihinlerimizle tanırız, severiz ( ya da sevmeyiz ) ve bazen de tanımak isteriz, görüşür tanışırız....Değer verir, dost oluruz..

"Dostunuz size aklından geçenleri açıklarken ne `hayır`ı ne de `evet`i ona söylemekten korkmayınız. Ve o sustuğunda yüreğiniz onu dinlemeyi sürdürsün; eğer dostun senin içindeki denizin alçalacağını bilmek zorundaysa, bırak yükseleceğini de bilsin..

Yanlızca zaman öldürmek için aranılan dost nedir ki ? O, sizin ihtiyacınızı karşılamak içindir, yoksa anlamsız boşluğunuzu değil.. Ve dostluğunuzun uyumunda, bırakın kahkahalar yükselsin ve zevkler paylaşılsın..."


Bazen bu büyü bozulmasın diye, dürüst olamadığımız için, bu tanışmayı istemeyiz. Karşımızdakinin dürüstlüğü veya bizimki. Bir şekilde kafamızda hep dürüstlüğü sorgularız, güvenmek isteriz yazılana, dostlarımıza....

Hiç kimse yalanı sürekli sürdürecek kadar zeki değildir...Ve hiç kimse de bu yalanlara
sonsuza kadar inanacak kadar saf değil...Dürüstlük, özgürlük demektir ve özgürlük kısıtlanmamalıdır asla...

İnsan; karşısındakini bir süre aldatabilir belki... Hatta uzun bir süre de bunu devam ettirebilir... Ama kendini kandıramaz, bunu hep sürdüremez. Sürdürürse, kişilik sorunları
başlayacaktır, yarattığı kahramanı yaşatmaya çalışırken, kendisini yaralamış, hatta öldürmüş olabilir...

Ne kaybederiz oysa, ne olur boyumuz kısa veya uzun ise, zayıf veya şişman isek... Sağlığımız yerinde veya değil ise...Eksiklerimiz varsa... Paramız olsa veya olmasa... Veya o filmi görmemişsek, o şiiri duymamışsak....Ya da o ülkeye gitmemişsek...Sesimiz güzel değilse... O konuya yabancı isek....Söylediğimiz yaşta değilsek... Manken-fotomodel bir kadın veya atletik vücuda sahip bir erkek değilsek.. Ya da yaşamımızda olmadığını söylediğimiz birileri varsa... Ne farkeder dostluk adına..

Yalanların esiri olarak yaşamak ve bir gün herşeyden kaçmaktansa, dürüst olmayı denesek dostlarımıza ve kendimize... Yarattığımız dünyanın birgün başımıza çökmesindense... Daha kötüsü, bir başkasının dünyasını yıkmaktansa....

"Tıpkı okyanusun sahilinde durmadan kumdan kaleler yapan ve sonra da bir vuruşta
gülerek yıkıveren çocuklar gibi. Oysa sizler kumdan kaleler yaptıkça okyanus sahile daha çok kum yığmaktadır, ve yaptığınız kaleleri yıktıkça okyanus sizlere gülmektedir.."


Kendine mükemmel bir kişilik yaratmak çok kolay...Zor olan, olduğunu dürüstçe olabilmek... En acı gerçeğin bile en güzel yalandan üstün olduğunu hatırla... Dürüstlük temelinde oturan dostlukların daha değerli ve uzun ömürlü olacağını ta içinde biliyorsun...

Unutma,uzun vadede dürüstlük her zaman galip gelecektir... Kendini zor olsa da, acı olsa da, kabullen... Çünkü sen biriciksin, çok değerlisin. Sonradan acısını çekeceğin hayalleri yaratma..

"Acınız, idrakinizi kaplayan kabuğun kırılmasıdır. Nasıl ki, bir meyvanın yüreğinin güneşi görebilmesi için kabuğunun çatlaması gerekir, acı da sizin için öyledir. Kalbinizi güncel yaşantınızın mucizelerine hayran tutabilseydiniz, acınız mutluluğunuzdan daha az görkemli olmazdı. Tıpkı; tarlalarınızdan geçip giden mevsimler gibi, yüreğinizin mevsimlerini de kabul edebilseydiniz, Pişmanlık ve üzüntülerinizin Kış`ında çevrenize huzur içinde bakabilirdiniz... Acılarınızın çoğu kendinizce seçilmiştir. İçinizdeki hekimin hastalıklı benliğinizi tedavi amacıyla verdiği tatsız ilaçtır... Bu nedenle, içinizdeki hekime güvenin ve uzattığı devayı sükûnetle ve yatışarak için.."

 

 


Karşındakine güvenmek istiyorsan,dürüstlük arıyorsan,önce kendini güvenilir kılmalısın. Bunun da yolu; acı da olsa, zor da gelse kendinle tanış ve bize seni sun.. Çünkü biz seni seviyoruz, klavyenin tuşlarındakini, sahte dostu değil, sadece ve tam da şu halinle
SENİ...

Alıntı

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

7/10/2008 · Kategori: edebiyat

Karanlık bir geceden geriye dönüp baktığımda
düşünüyorum da ne kadar çok yitirmiş ve ne kadar çok
bulmuşum seni...

Bir sen özgürlüğü seçmişsin bir
ben...

Bir ben alışmaktan korkmuş ve kaçmışım bir
sen...

Hiç sıkılmadan ne kadar uzun yıllar
oynayabilmişiz bu oyunu...

Mutluluğa gösteremediğimiz
tüm sabırlarımızı tüketivermişiz hüzünlerimiz
uğruna...

Birbirimize karşı işlediğimiz ihanet
suçlarının hiçbirini işlememişiz bu oyuna karşı...

Hep
yarım kalmış ve hep devam etmiş hikayemiz... Hep devam
etmiş akrep ve yelkovanın hikayesi...

     ......

     Bir erkeği anlatır yelkovan...

Hep, bir yerlere veya
bir şeylere geç kalmak üzereymiş gibi koşuşturan, hep,
günlük bile değil “saatlik” yaşayan bir erkeği...

Gözü
sadece önündeki yaşanmamışlardadır, geçmişte kalanları
silip atmaya çalışır sadece...

O, akrep gibi
değildir...

Akrep, tüm hayatı küçük ve sevimli bir
kaplumbağa gibi yavaş yavaş yaşar...

Her anı
değerlidir...

O bir nefes aldığında, bir adım
attığında çok insan için bir sevişme başlayıp bitmiş
olur belki ama o, her şeye rağmen doğru erkeği
bekleyen bir kadındır...

*

     Her hangi bir saatin içinde kesişir yolları...

Bir
süre aynı odanın içinde birbirlerinden habersiz
yaşarlar belki...

Ama er ya da geç tanışma vakti gelir
ve (Havva’nın Adem’den başka seçeneği olmadığını
anladığında yaptığı gibi ) aşık olur akrep, erkeğe...

Yelkovanın da çok zamanını almaz (Adem’in yalnız
kalmamanın nasıl bir şey olduğunu öğrenebilmek için
Havva’yı istemesi gibi) kadınına aşık olması...

     Geçmişin bugüne bıraktığı en değişmez ve en katı
kurallı oyunudur aşk ve oynarlar bu oyunu tüm
alışıldık kurallarıyla...

Tek vücutlardır artık...
“Saat on iki olmuş”, der insanlardan biri diğerine,
artık uyku vakti geldi...”

” Anne saat altı buçuk,
pembe dizin başlamış...

” Sessiz sedasız sürer aşkları,
hayatın zamana endekslenmiş tüm sıradanlıklarına
inat...

Sonra her aşkta olduğu gibi onların da
sıradanlaşır hayatları...

Heyecanlar yerlerini
alışmışlıklara bırakırlar...

Ve aşkın en acımasız
kuralı gösterir kendini saklandığı yerden... Zaman
eskitir sevgileri...

     Adam, arkasına bile bakmadan çeker gider ve yalnız
bırakır akrebi uçsuz bucaksız gibi görünen kapkaranlık
bir gecenin orta yerinde...

Kadın ağlar, mendiller
tükenir...

Kadın aşktan nefret eder, sözler verir
kendi kendine gelecekte yapmayacaklarına dair,
kapılarda bırakılmışlığın verdiği kimsesiz öfkelerini
kusarak...

Akrep bir daha kimseye güvenmeyeceğini
söyler defalarca benliğine... Uçlarda yaşamaya
başlar...

Ya ağlar saatlerce ya da gülmeye başlar
birden olur olmaz her şeye...

Ya yemeğe verir kendini,
bir zamanlar yelkovanına daha akrepsi görünebilmek
için savaş verdiği tüm rejimlere inat, ya da bir lokma
geçmez, erkeğin giderken bıraktığı sözlerin saplanıp
kaldığı boğazından...

Ya insanlardan nefret etmeye
başlar ya da aşık olur önüne ilk çıkan yelkovana...

     Kadınının “ne olur gitme”lerine tıkamıştır
kulaklarını yelkovan...

Akrebe yapamadığı açıklamalar
ardı ardına geçer aklından...

“Aşk heyecandır, aşk
dokunmaktır, hem doktorlar ne diyor en uzun aşk bile
üç yıl sürermiş...

” Daha güçlü görünmek için söylenen
bu zehirli yalanlar, içindeki tüm acıma yetilerini de
alır erkeğin...

Geriye dönüş yolunu tıkamıştır çoktan
yeni heyecanlara koşma isteği...

Yelkovan için,
kadınının aksine, tek bir seçenek vardır...

Önüne
çıkan ilk akrebe boyun eğecek, ilk heyecanın, ilk
duygusuz sevişmenin adını aşk koyacaktır...

     Aynı saatin içinde dönüp dolaşan her akrep ve her
yelkovanın kaderleri, saatlerle ölçülen zamana göre
bir saat, aşka göre ise birkaç yabancı sevişme
sonrasında tekrar kesişir çünkü bazı insanlar sadece
birbirleri için yaratılmıştır...

Köşeden dönüverir
birden erkek, göz göze gelirler...

O an hiçbir yazarın
kaleme alamayacağı kadar çok düşünce, hiçbir kalp
çarpmasının hissedilemeyeceği kadar bir hızda geçer
gider akıllarından...

Sonra birden bir “merhaba”
dökülüverir birinin dudaklarından...

Kimin söylediği
önemli değildir o an, tek düşündükleri birbirlerine
hala eskisi kadar “tanıdık” olduklarıdır...

Birden
birleşiverir bedenleri...

Meğer ne kadar sıcakmış o
hala, ne kadar özlemişlermiş meğer birbirlerini...

     Aynı saatin içinde biten her aşk, saatlerle ölçülen
zamana göre bir saat, aşka göre ise birkaç yabancı
sevişme sonrasında tekrar başlar çünkü bazı insanlar
sadece birbirleri için yaratılmıştır...

Zaman hiçbir
acıyı unutturamaz belki, ama, o an her şeye rağmen
mutlu oldukları gerçeğini görebilecekleri kadar
eskitir...

Yeniden birlikte olabilmek o kadar güzeldir
ki...

O kadar güzeldir ki unutulmaya yüz tutmuş tüm
sevmeleri yeniden hatırlamak, yeniden aynı şarkıları
beraber dinleyebilmek ve kitaplıklarında hala aynı
kitapların olduğunu fark etmek...

Mutludurlar... Çünkü
güzel olan hiçbir şeyin değişmediğini görmeye
çalışmak, başarısız olana dek, aşkın en zevkli ve en
mutlu oyunudur...

     Ama aynı saatin içinde yeniden başlayan her aşk,
saatlerle ölçülen zamana göre bir dakika, aşka göre
ise birçok duygulu sevişme sonrasında tekrar biter
çünkü bazı acılar sadece, aynı insanların mutlaka
tekrar yaşamaları için yaratılmıştır...

Zaman hiçbir
seviyi unutturamaz belki, ama sadece; eski acıların
ölmediğini, yalnızca halının altına aceleyle
atılıverdiğini ve her an hatırlanmaya hazır olduğunu
gördükleri ana kadar güzel kalmasına izin verir...
Yeniden acıtılmak o kadar kötüdür ki...

O kadar
kötüdür ki unutulmaya yüz tutmuş tüm kavgaları yeniden
yapmak, hayatlarındaki her şeye yeniden alışmak...
Mutsuzdurlar...

Çünkü halının altına aceleyle atılan
hiçbir acının yok olmadığını görmek ve tüm
alışmışlıklara yeniden “merhaba” demek aşkın en acıtan
oyunudur...

     Her şey sıralı ve kurallı bir döngü içinde devam
eder...

Tekrar başlar aşklar, yeniden biter ama akrep
ve yelkovanın hikayesi aşka dair bitmeyecek tek
hikayedir; zaman, bir gün saat tam on ikiyi
gösterdiğinde durmadıkça...

     ......

     Karanlık bir geceden geriye dönüp baktığımda
düşünüyorum da ne kadar çok yitirmiş ve ne kadar çok
bulmuşum seni...

Bir sen özgürlüğü seçmişsin bir
ben...

Bir ben alışmaktan korkmuş ve kaçmışım bir
sen...

Hiç sıkılmadan ne kadar uzun yıllar
oynayabilmişiz bu akrep ve yelkovan oyununu...

     Şimdi sonu gelmeli bu oyunun...

İkimiz de sıkılmadık
mı geçmişten kalma öykülerimiz yüzünden yarına
bakamamaktan...

     Şimdi bitirmelisin bu oyunu...

 Ya bekle zamanın
duracağı günü bu sonu gelmeyen ayrılık ve
kavuşmalarla, ya da çıkar bu saatin pillerini saat tam
on ikiyi vurduğunda...

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

7/10/2008 · Kategori: edebiyat

  Yaşam herkese öyle bir yol çizmiştir ki; zamanla insanların yönleri , hayattaki renkleri ve görüşleri değişir. Ama gönüllerindeki ses hep aynı melodiyi özler. Bir araya gelince notalar coşkulu şarkıya dönüşür.Gözlerdeki ışık aynı anda yanar söner birbirlerine baktıklarında.Yılların dostluğu güneş, ay ve yıldızlar gibi.Kelimelere ihtiyaç duyulmaz, konuşmadan da duyar dost.         

 
          Dost dediğin hesapsız, çıkarsız  ne yöne gittiğini bilmeden sana doğru akan sakin ırmaktır aslında. Bir avuç kumdan parmaklarının arasında kalandır dost.Gitmesek de görmesek de o köy benim köyümdür misali; yıllarda geçse de aradan tekrar karşılaştığında bıraktığın yerde sana eşlik etmek için bekleyen yoldaştır dost. Sevgili dostumun da dediği gibi yeri geldiğinde “hadi” dediğinde “nereye” diye sormayandır dost.
     
         Öyle dostluklar vardır ki, fırsatlar geçse de eline yaşadığın yeri terk edemezsin aradığını yakalamışken dünyaları bağışlasalar vazgeçmezsin.Mutluluktur hepimizin aradığı. Azıcık aşım, huzurlu başım dersin dost yönünden zenginsen eğer.Kimi dost, sonbaharda esen ılık bir meltem gibidir sevgisiyle içini ısıtır ,kimi yağmurlu kış gününde doğan bir güneş gibi başındaki kara bulutları aralar gününü aydınlatır, kimi baharda uçan kelebektir .Oradan oraya zıplar durur, uyuzluğunu alır seni de neşelendirir canlandırır . Kimi sıcak bir yaz gününde serin, berrak bir su gibidir o pozitifliğiyle umut dağıtır yüreğini ferahlatır.
          
           Ne şanslıyım dört mevsim dostlarım var.İyi ki varsınız, iyi ki yanımdasınız…
 
Neyleyim senin sırça köşkünü  içinde dost kahkahası yoksa
Neyleyim senin yıllanmış şarabını muhabbetime neşe katmayacaksa
Dostumla içerim acı kahvemi kırk yıl taşınacaksa
Hadi diyorum  nereye diye sorma dostumsan
Ne mekandadır suç, nede el alemde
Gönül muhabbet ister
Kahvesi, meskeni bahane.
 
                                                     DOSTLARIMA SEVGİLERLE…
 
                                                                   CANFEDA

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

7/10/2008 · Kategori: edebiyat



Dolaşırken yaşadığın kentin sahillerini
Sen yağmışın sahillere, en yalın halinle,
Maviler sarmış her bir yanı
Deniz mavi, gök mavi sen mavi
Dolaşırken o saklı kentin sahilinde
Bir şarkı söylüyordu
Deniz kızı efdalya
Dolaşırken antik kentin sokaklarını,
Sen yağmışın antik şehrin tüm sokaklarına
Sen yağmışın öncesine ve sonrasına
Seninle geçerken antik şehrin koridorlarını,
Bir şarkı söylüyordu
Aşk tanrıçası........
Deniz kızı efdalya

Feridun Erdoğan
07. Ekim .2008

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki ::